16 Mart 2014 Pazar

Giorno 2

Roma'daki ikinci günümüze odaya gelen kahvaltı 'Merhaba' dedi. Romalıların kahvaltı alışkanlıkları pek keyifli değil. Sadece peyniri beğendik. Kruvasan da fena değildi. Bununla birlikte yeyip içtikleri şey genellikle yoğurt. Odamızın balkonu bir harika doğrusu. Teraslarda yer alan limon ağaçları, panjurlar, büyük pencereler göz kamaştırıyor. Ayrıca karşımızdaki yapının avlusu müthiş.

Resepsiyonda bulunan o şık haritalardan birini alıp üstünde rota yaptım. Pantheon, Colosseo ve Antik Roma rotanın ana hatlarını oluşturuyor. Bu arada karım çok tatlı. Oldukça keyifli ve meraklı. Özellikle Pantheon'un bulunduğu Piazza del Rotonda'ya gelince gözleri kamaştı. Elbette günümüze yeniden Piazza Navona'da başladığımızı söylemeden geçmemek gerek. Zira burada ayılmak, güne Bernini'nin o zarif heykellerine bakarak başlamak herkese nasip olmaz. Pantheon gerçekten büyüleyiciydi. Dışarıdan görüntüsü ne kadar azametli, güçlü ve mağrur ise içi de bir o kadar görkemli ve zeka pırıltılarıyla bezenmişti. Özellikle Raphael'in mezarındaki bilgi panosunda yer alan "Burada doğa ananın o yaşarken dışlanmaktan korktuğu, o öldükten sonra ise ölmekten çekindiği Raphael yatar" kelimelerini ihtiva eden yazı gözlerimizi doldurdu.

Dünyada hâlâ onun kadar geniş bir kubbe bulunmaması ise efsanevi. Tavanda yer alan geometrik desenler ise optik bir ilizyon yaratıyor.

Pantheon'dan çıktıtan sonra yolumuz Aerea Sacre'ye düştü. Tam anlamıyla Roma'nın orjini. Çevresi ise Hacı Bayram Veli'nin tıpkısı. Her yerde hristiyanlıkla ilgili materyaller satılıyor. Elbette Roma'daki 'Gerçek' ilk günümüzde Corriera dello Sport almasam ayıp olurdu. Meydandan aldık. Yol bizi Piazza Venezzia'ya çıkarttı. Öncesinde girdiğimiz bir kilisede ise rahibenin kapının karşısında ütü yapıyor olması bence Roma'da din ve günlük işlerin iç içe olduğunun kanıtıydı.

Piazza Venezzia'da yer alan II. Emmanuel Anıtı şahaneydi. Bembeyaz kesme taşlar (Muhtemelen mermer) burayı çok dikkat çekici yapıyordu. Ancak II. Emmanuel ne kadar sevililiyorsa, adına yapılan o anıt da o kadar seviliyor. Antik Roma'nın kıyısında yer almasıysa bence rol çalmaktan farksız.

Meydanda bir kızın verdiği broşüre kandık. Cesar isimli küçük bir lokantada yemek yedik. Orada gazeteye göz gezdirdim. Bruscella'mı üstüme döktüm. Pantolonum leke oldu. Lazanyayı ise domuz eti sebebiyle beğenmedim. Saat 13:00'te kalktık. Programdan geri kalmamak için yola devam etmeliydik. Karım da yemeğini çok sevmedi. Kalktık. Hâlâ tam olarak bizi tatmin eden yiyecekler yiyememiştik. Yukarıya yürüyüp, sağ taraftan alağıya indik. Yol bizi Foro Romano'ya çıkarmıştı.Büyülendik Her ne kadar bilgilendirme tabelaları tatmin edici olmasa da, efsanelerle gerçeğin buluştuğu bir noktaydı. Sağ tarafımızda ise Antik Roma'nın şehir merkezi vardı. Hintiler yaptıkları hava durma hareketleriyle dikkat çekiyordu. Sol tarafta bulunan Tourist Information'a gitmek için Ezgi'yi dürttüm. Pek oralı olmadı. Roma Pass alsak iyi olacaktı. Ama o çevrenin haşmetiyle büyülendiği için olsa gerek beni duymadı. Colosseo'ya geldiğimizde yapının eskiliği ve haşmeti nedeniyle şok olduk. Kan kokusunu alabiliyordunuz sanki. Ezgi burada yaşananlar sebebiyle pek hoşnut olmadı. Üstelik dünden dolayı ikimiz de yorgunduk. Düğün yorgunluğunu katmıyorum bile. Bu sebepten ötürü Ezgi'yle biraz tartıştık. Üzüldü. O üzülünce ben daha çok üzüldüm. Colosseo'nun yarısını gezinceye kadar surat astı.

Bir süre sonra keyfi yerine geldi. Müzenin kitap satılan notaksındaki terastan antik Roma'yı ve halihazırda restore çalışmaları süren kapıyı izledik. Sigara yakayım mı diye düşündüm sonra vazgeçtim. Ardından Colosseo'yu bitirip aşağıya indik. Aldığımız video guide ise tam bir rezillikti. Kapının çevresinden dolanıp Roma Antik Şehri'ne girdik. Turistlere tur satmaya çalışan iki eleman nereli olduğumuzu sordu. Türkiye cevabını alınca biri bana Galatasaray çakmağı gösterdi. Ben de "O zaman kesin gelmiyoruz" deyince "Ooooo Fenerbahçe ha" dedi.

Şehrin kapısındaki manzara nefisti. İçi de öyle. Beni en çok etkileyen yapı ise Antonius ve Faustina Tapınağı oldu. Neden bilmem bu yapıyı 10 dakika kadar izledim. Sonra canım karım Ezgi'yle yukarıya çıkmaya devam ettik. İyice yorulmuştuık. Son bir gayretle Emmanuel ve Garibaldi'nin kalesine girdik. Tam anlamıyla gövde gösterisi için yapılmış olan bir yapıydı. Ardından binanın çatısına çıktık. Muhteşemdi!

Tüm Roma'yı, Vatikan'ı, tarihi yerleri gördük. Martılara bisküvi attık. Efsaneviydi. Alta indikten sonra kalenin içinde bulunan kiliseye girdik ve mum dikip dua ettik.

Otele dönüş yolunda yine Aerea Sacre bizi kucakladı. O mevkide yer alan fast pizzeriadadan çeşit çeşit pizzalar yedik. Hemen önündeki bankta yedik. Ton balıklı olan favorimdi. Patatesli olan pizza da mükemmeldi. Yanında içtiğim Peroni bira ise tadına doyulmazdı. Sanki Esaretin Bedeli'ndeki mahkumlar gibiydim. Açıkçası karnımız doymuştu. Da Baffeto'nun önünden geçtik ancak yemek yemedik. Sırayı beklemek istemediğimiz gibi karnımız doymuştu. Gerek yoktu. Irish Pub'a gidelim mi diye düşündük vazgeçtik. Sonra dönüşte dışı patates, içi peynirli bir yiyecek aldık. Sonra yine Piazza Navona'ya çıktık. Tre Scalini'nin yanındaki kafede kahve içip tatlı yedik. Garsonları pek sevmedim. Sonra buranın hikayesini duyunca niye sevmediğimizi anladım. Yolun sonu oteli gösteriyordu. Otele geçtik. Aldığımız o garip yiyeceği yedim. Ayaklarımız kopacak gibiydi. Duş aldık ve yatakta İtalyan televizyonlarını izledik. Ardından uykumuza geçiş yaptık.

Giorno 1

Yorucu bir güne başladık. Zira düşünden sonraki gün zar zor uyanmış, Ankara'daki işlerimizi halletmiştik. Otele döndüğümüzde hayli tükemiştik.

Gece 02:30'a kadar küvette keyif yaptım. Ardından uyuduk. Resepsiyondan gelen acı arama artık uyuyamayacağımızı işaret ediyordu. Ahmet Babam bizi almaya gelmişti. Karım, Figen Annem ve Ahmet Babamla Esenboğa'ya doğru yola çıktık. İlk defa yurtdışına çıkacağım için çok heyecanlıydım. Ancak büyük tuvaletimi yapamadığım için kötüydüm. Sabiha Gökçen'e vardığımızda Ahmet Baba'nın sekreterini aradık. Bizi ofise götürdü. Rahatladım. Ardından çıkış işlemimizi yaptık. Giderek yurtdışına yaklaşıyorduk. Her bir sıra beni daha da heyecanlandırıyordu.



Pasaport sırası çilesi
İlk defa Duty Free'ye girdim. Sigara aldık. Sonra uçağa geçtik. Çok keyifli bir yolculuktu. Ben et, karım ise tavuk yedi. Roma sınırına girdiğimizde gözlerime inanamadım. Zira şehir çok düzenli ve şık görünüyordu yukarıdan. Fiumicino'ya inmeden önce gördüğümüz orman ise mükemmeldi. Pasaport sırası bizi yordu. Çok bekledik. Ardından sigara uğruna kaçırdığımız otobüs yüzünden 1 saat beklemek zorunda kalacaktık.

Roma yolu hayli güzeldi. Şoför moderndi ancak kötü araba kullananlara komik bir şekilde sinirleniyordu. Geldiğimiz yol Roma'ya yakın olmasına rağmen çevresi çok kırsaldı. Tren yolu, iklim, renkler farklıydı. Piazza Cavour'da indik.

Bizi karşılayan bembayaz binaya hayranlıkla baktık. Binanın sonradan Palazzo di Giustizia olduğunu öğrendik. İnsanlar, arabalar, çevre tamamen farklıydı. Işık mükemmeli. Pastel bir sarıydı şehir. Elimizdeki haritadan nerede olduğumuzu anladık ve aşağıya doğru yürümeye koyulduk. Castel Sant'Angelo görkemliydi. Çok görkemli, kadim, büyüktü. Sanki Roma'yı gözetleyen bir hali vardı. Hemen önündeki köprüye çıktı. Çevrede çok fazla Hintli seyyar satıcı vardı. Sattıkları şeyler ise Türkiye'de hiç gitmeyecek şeylerdi. Mesela bir tanesi tripot satıyordu. İlk fotoğraflarımızı da o köprüde çektik.



Enrico'nun günahını almışız
Ponte Sant'Angelo Melekler ve Şeytanlar isimli filmdeki köprüydü. Üstündeki heykellere bayıldık. Hepsi İsa'nın çektiği acıları tasvir ediyordu. Haritamız yardımıyla otelimiz Teatro Pace'yi bulduk. Tabii ben orada birkaç İtalyan'la da konuştum. Odamıza bayıldık. En güzel odayı vermişlerdi. Ancak tek kötülüğü en üst katta olmasıydı. Doğrusu resepsiyonist Enrico da bizim bavullarımızı taşırken yorulmuştu. Düzenli bir şekilde yerleştikten ve duş aldıktan sonra Enrico'ya en iyi pizzayı nerede yiyebileceğimizi sorduk. Hemen arka sokaktaki Da Baffetto'yu önerdi. Ancak yer yoktu. Enrico'nun günahını almışız. Hemen arka sokakta dediği için biraz kıllanmıştık 'esnaf arkadaşını kolluyor' diye. Ancak elimizdeki rehberde bile Da Baffetto 'En iyi restoranlar' sıralamasında 1. sıradaydı. İki dakika mesafedeki Baffetto'ya oturamadık. Ardından daha yakındaki bir yerde çok bir pizza yedik. Oturduğumuz yerin adı Cantina&Cucina idi. Garson hayli kibardı. Ben bir Chianti Şarap, Ezgi ise Merlot aldı. Yediğimiz pizza ise Boscaiola idi. Domuz eti vardı. Aç olduğumuz için önce güzel geldi ama domuz etini pek sevdiğim söylenemez.



Garson Galatasaray ve Fenerbahçe'yi bildiğini söyledi. Sohbetten sonra domuz etli pizzayı açlıktan iki dakikada götürdük. Ancak daha sonraki günlerde şu cümle ağzımızdan çok sık çıkacaktı. "We don't want pork"

Sonra otele iki dakika mesafede bulunan Piazza Navona'ya geldik. Tek kelimeyle şahaneydi. Birçok genç takılıyordu. Bernini'nin yaptığı çeşmelere bayıldık. Heykeller epikti. Meydandaki kilise olan Sant'Agnese in Agone tüm haşmetiyle önümüzdeydi işte. Biraz geç olduğu ve yorgun olduğumuz için kısa bir gezinti yapmak istedik. Çeşmeleri zar zor bıraktık ve Roma sokaklarında yürümeye başladık. Dar, karakteristik, pastel renklerle dolu, cumbalı, Fransız balkonlu çok güzel apartmanlarla dolu sokaklardan Campo de Fiori'ye çıktık. Çok beğendik mi? Navona kadar değil. Ancak meydanda bulunan heykele göz attık. Sadece fotoğrafını çetik. Ancak efsanesini iki sonra anlayacak ve çok olacaktık. Ara sokaklardan otelimize geri dönmek isterken bir anda Da Baffetto'nun önüne çıktık.

Sol tarafında bulunan kafeye gittik. Garsonla şakalaştıktan sonra oturduk. İsmi fattoincasa olan bu mekanda tatlı yedik. Ben çok güzel orman meyveli bir tatlı tercih ettim. Ezgi ise tiramisu yedi. Yanında da çok güzel kahveler içtik. Yanımızdaki Şili'li kızla 30 dakika kadar sohbet ettik. Sonradan kızla 3 kez daha karşılaştık Roma'nın çeşitli noktalarında. 'Acaba bizi takip mi ediyor' demekten de kendimizi alamadık.

Balkon dediğin böyle olur
5 gün boyunca müdavimi olacağımız bu güzel kafeden kalkmadan önce iPad'den düğün videomuzun fragmanını izledik. Çok güzeldi doğrusu. Gece biterken biz de bittik. Odamıza dönüp temiz bir uyku çektik. Dönmeden önce kahvaltı listesini doldurduk. Sabahleyin odada kahvaltı yapacağımızı bilmek bizi rahatlattı. Oda çok rahattı. Avlusu o kadar güzeldi ki, sürekli balkona çıkıp orayı izliyorduk. Artık uyuma vakti gelmişti.