Pasaport sırası çilesi
İlk defa Duty Free'ye girdim. Sigara aldık. Sonra uçağa geçtik. Çok keyifli bir yolculuktu. Ben et, karım ise tavuk yedi. Roma sınırına girdiğimizde gözlerime inanamadım. Zira şehir çok düzenli ve şık görünüyordu yukarıdan. Fiumicino'ya inmeden önce gördüğümüz orman ise mükemmeldi. Pasaport sırası bizi yordu. Çok bekledik. Ardından sigara uğruna kaçırdığımız otobüs yüzünden 1 saat beklemek zorunda kalacaktık.
Roma yolu hayli güzeldi. Şoför moderndi ancak kötü araba kullananlara komik bir şekilde sinirleniyordu. Geldiğimiz yol Roma'ya yakın olmasına rağmen çevresi çok kırsaldı. Tren yolu, iklim, renkler farklıydı. Piazza Cavour'da indik.
Bizi karşılayan bembayaz binaya hayranlıkla baktık. Binanın sonradan Palazzo di Giustizia olduğunu öğrendik. İnsanlar, arabalar, çevre tamamen farklıydı. Işık mükemmeli. Pastel bir sarıydı şehir. Elimizdeki haritadan nerede olduğumuzu anladık ve aşağıya doğru yürümeye koyulduk. Castel Sant'Angelo görkemliydi. Çok görkemli, kadim, büyüktü. Sanki Roma'yı gözetleyen bir hali vardı. Hemen önündeki köprüye çıktı. Çevrede çok fazla Hintli seyyar satıcı vardı. Sattıkları şeyler ise Türkiye'de hiç gitmeyecek şeylerdi. Mesela bir tanesi tripot satıyordu. İlk fotoğraflarımızı da o köprüde çektik.
Enrico'nun günahını almışız
Ponte Sant'Angelo Melekler ve Şeytanlar isimli filmdeki köprüydü. Üstündeki heykellere bayıldık. Hepsi İsa'nın çektiği acıları tasvir ediyordu. Haritamız yardımıyla otelimiz Teatro Pace'yi bulduk. Tabii ben orada birkaç İtalyan'la da konuştum. Odamıza bayıldık. En güzel odayı vermişlerdi. Ancak tek kötülüğü en üst katta olmasıydı. Doğrusu resepsiyonist Enrico da bizim bavullarımızı taşırken yorulmuştu. Düzenli bir şekilde yerleştikten ve duş aldıktan sonra Enrico'ya en iyi pizzayı nerede yiyebileceğimizi sorduk. Hemen arka sokaktaki Da Baffetto'yu önerdi. Ancak yer yoktu. Enrico'nun günahını almışız. Hemen arka sokakta dediği için biraz kıllanmıştık 'esnaf arkadaşını kolluyor' diye. Ancak elimizdeki rehberde bile Da Baffetto 'En iyi restoranlar' sıralamasında 1. sıradaydı. İki dakika mesafedeki Baffetto'ya oturamadık. Ardından daha yakındaki bir yerde çok bir pizza yedik. Oturduğumuz yerin adı Cantina&Cucina idi. Garson hayli kibardı. Ben bir Chianti Şarap, Ezgi ise Merlot aldı. Yediğimiz pizza ise Boscaiola idi. Domuz eti vardı. Aç olduğumuz için önce güzel geldi ama domuz etini pek sevdiğim söylenemez.
Garson Galatasaray ve Fenerbahçe'yi bildiğini söyledi. Sohbetten sonra domuz etli pizzayı açlıktan iki dakikada götürdük. Ancak daha sonraki günlerde şu cümle ağzımızdan çok sık çıkacaktı. "We don't want pork"
Sonra otele iki dakika mesafede bulunan Piazza Navona'ya geldik. Tek kelimeyle şahaneydi. Birçok genç takılıyordu. Bernini'nin yaptığı çeşmelere bayıldık. Heykeller epikti. Meydandaki kilise olan Sant'Agnese in Agone tüm haşmetiyle önümüzdeydi işte. Biraz geç olduğu ve yorgun olduğumuz için kısa bir gezinti yapmak istedik. Çeşmeleri zar zor bıraktık ve Roma sokaklarında yürümeye başladık. Dar, karakteristik, pastel renklerle dolu, cumbalı, Fransız balkonlu çok güzel apartmanlarla dolu sokaklardan Campo de Fiori'ye çıktık. Çok beğendik mi? Navona kadar değil. Ancak meydanda bulunan heykele göz attık. Sadece fotoğrafını çetik. Ancak efsanesini iki sonra anlayacak ve çok olacaktık. Ara sokaklardan otelimize geri dönmek isterken bir anda Da Baffetto'nun önüne çıktık.
Sol tarafında bulunan kafeye gittik. Garsonla şakalaştıktan sonra oturduk. İsmi fattoincasa olan bu mekanda tatlı yedik. Ben çok güzel orman meyveli bir tatlı tercih ettim. Ezgi ise tiramisu yedi. Yanında da çok güzel kahveler içtik. Yanımızdaki Şili'li kızla 30 dakika kadar sohbet ettik. Sonradan kızla 3 kez daha karşılaştık Roma'nın çeşitli noktalarında. 'Acaba bizi takip mi ediyor' demekten de kendimizi alamadık.
Balkon dediğin böyle olur
5 gün boyunca müdavimi olacağımız bu güzel kafeden kalkmadan önce iPad'den düğün videomuzun fragmanını izledik. Çok güzeldi doğrusu. Gece biterken biz de bittik. Odamıza dönüp temiz bir uyku çektik. Dönmeden önce kahvaltı listesini doldurduk. Sabahleyin odada kahvaltı yapacağımızı bilmek bizi rahatlattı. Oda çok rahattı. Avlusu o kadar güzeldi ki, sürekli balkona çıkıp orayı izliyorduk. Artık uyuma vakti gelmişti.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder