Roma'daki ikinci günümüze odaya gelen kahvaltı 'Merhaba' dedi. Romalıların kahvaltı alışkanlıkları pek keyifli değil. Sadece peyniri beğendik. Kruvasan da fena değildi. Bununla birlikte yeyip içtikleri şey genellikle yoğurt. Odamızın balkonu bir harika doğrusu. Teraslarda yer alan limon ağaçları, panjurlar, büyük pencereler göz kamaştırıyor. Ayrıca karşımızdaki yapının avlusu müthiş.
Resepsiyonda bulunan o şık haritalardan birini alıp üstünde rota yaptım. Pantheon, Colosseo ve Antik Roma rotanın ana hatlarını oluşturuyor. Bu arada karım çok tatlı. Oldukça keyifli ve meraklı. Özellikle Pantheon'un bulunduğu Piazza del Rotonda'ya gelince gözleri kamaştı. Elbette günümüze yeniden Piazza Navona'da başladığımızı söylemeden geçmemek gerek. Zira burada ayılmak, güne Bernini'nin o zarif heykellerine bakarak başlamak herkese nasip olmaz. Pantheon gerçekten büyüleyiciydi. Dışarıdan görüntüsü ne kadar azametli, güçlü ve mağrur ise içi de bir o kadar görkemli ve zeka pırıltılarıyla bezenmişti. Özellikle Raphael'in mezarındaki bilgi panosunda yer alan "Burada doğa ananın o yaşarken dışlanmaktan korktuğu, o öldükten sonra ise ölmekten çekindiği Raphael yatar" kelimelerini ihtiva eden yazı gözlerimizi doldurdu.
Dünyada hâlâ onun kadar geniş bir kubbe bulunmaması ise efsanevi. Tavanda yer alan geometrik desenler ise optik bir ilizyon yaratıyor.
Pantheon'dan çıktıtan sonra yolumuz Aerea Sacre'ye düştü. Tam anlamıyla Roma'nın orjini. Çevresi ise Hacı Bayram Veli'nin tıpkısı. Her yerde hristiyanlıkla ilgili materyaller satılıyor. Elbette Roma'daki 'Gerçek' ilk günümüzde Corriera dello Sport almasam ayıp olurdu. Meydandan aldık. Yol bizi Piazza Venezzia'ya çıkarttı. Öncesinde girdiğimiz bir kilisede ise rahibenin kapının karşısında ütü yapıyor olması bence Roma'da din ve günlük işlerin iç içe olduğunun kanıtıydı.
Piazza Venezzia'da yer alan II. Emmanuel Anıtı şahaneydi. Bembeyaz kesme taşlar (Muhtemelen mermer) burayı çok dikkat çekici yapıyordu. Ancak II. Emmanuel ne kadar sevililiyorsa, adına yapılan o anıt da o kadar seviliyor. Antik Roma'nın kıyısında yer almasıysa bence rol çalmaktan farksız.
Meydanda bir kızın verdiği broşüre kandık. Cesar isimli küçük bir lokantada yemek yedik. Orada gazeteye göz gezdirdim. Bruscella'mı üstüme döktüm. Pantolonum leke oldu. Lazanyayı ise domuz eti sebebiyle beğenmedim. Saat 13:00'te kalktık. Programdan geri kalmamak için yola devam etmeliydik. Karım da yemeğini çok sevmedi. Kalktık. Hâlâ tam olarak bizi tatmin eden yiyecekler yiyememiştik. Yukarıya yürüyüp, sağ taraftan alağıya indik. Yol bizi Foro Romano'ya çıkarmıştı.Büyülendik Her ne kadar bilgilendirme tabelaları tatmin edici olmasa da, efsanelerle gerçeğin buluştuğu bir noktaydı. Sağ tarafımızda ise Antik Roma'nın şehir merkezi vardı. Hintiler yaptıkları hava durma hareketleriyle dikkat çekiyordu. Sol tarafta bulunan Tourist Information'a gitmek için Ezgi'yi dürttüm. Pek oralı olmadı. Roma Pass alsak iyi olacaktı. Ama o çevrenin haşmetiyle büyülendiği için olsa gerek beni duymadı. Colosseo'ya geldiğimizde yapının eskiliği ve haşmeti nedeniyle şok olduk. Kan kokusunu alabiliyordunuz sanki. Ezgi burada yaşananlar sebebiyle pek hoşnut olmadı. Üstelik dünden dolayı ikimiz de yorgunduk. Düğün yorgunluğunu katmıyorum bile. Bu sebepten ötürü Ezgi'yle biraz tartıştık. Üzüldü. O üzülünce ben daha çok üzüldüm. Colosseo'nun yarısını gezinceye kadar surat astı.
Bir süre sonra keyfi yerine geldi. Müzenin kitap satılan notaksındaki terastan antik Roma'yı ve halihazırda restore çalışmaları süren kapıyı izledik. Sigara yakayım mı diye düşündüm sonra vazgeçtim. Ardından Colosseo'yu bitirip aşağıya indik. Aldığımız video guide ise tam bir rezillikti. Kapının çevresinden dolanıp Roma Antik Şehri'ne girdik. Turistlere tur satmaya çalışan iki eleman nereli olduğumuzu sordu. Türkiye cevabını alınca biri bana Galatasaray çakmağı gösterdi. Ben de "O zaman kesin gelmiyoruz" deyince "Ooooo Fenerbahçe ha" dedi.
Şehrin kapısındaki manzara nefisti. İçi de öyle. Beni en çok etkileyen yapı ise Antonius ve Faustina Tapınağı oldu. Neden bilmem bu yapıyı 10 dakika kadar izledim. Sonra canım karım Ezgi'yle yukarıya çıkmaya devam ettik. İyice yorulmuştuık. Son bir gayretle Emmanuel ve Garibaldi'nin kalesine girdik. Tam anlamıyla gövde gösterisi için yapılmış olan bir yapıydı. Ardından binanın çatısına çıktık. Muhteşemdi!
Tüm Roma'yı, Vatikan'ı, tarihi yerleri gördük. Martılara bisküvi attık. Efsaneviydi. Alta indikten sonra kalenin içinde bulunan kiliseye girdik ve mum dikip dua ettik.
Otele dönüş yolunda yine Aerea Sacre bizi kucakladı. O mevkide yer alan fast pizzeriadadan çeşit çeşit pizzalar yedik. Hemen önündeki bankta yedik. Ton balıklı olan favorimdi. Patatesli olan pizza da mükemmeldi. Yanında içtiğim Peroni bira ise tadına doyulmazdı. Sanki Esaretin Bedeli'ndeki mahkumlar gibiydim. Açıkçası karnımız doymuştu. Da Baffeto'nun önünden geçtik ancak yemek yemedik. Sırayı beklemek istemediğimiz gibi karnımız doymuştu. Gerek yoktu. Irish Pub'a gidelim mi diye düşündük vazgeçtik. Sonra dönüşte dışı patates, içi peynirli bir yiyecek aldık. Sonra yine Piazza Navona'ya çıktık. Tre Scalini'nin yanındaki kafede kahve içip tatlı yedik. Garsonları pek sevmedim. Sonra buranın hikayesini duyunca niye sevmediğimizi anladım. Yolun sonu oteli gösteriyordu. Otele geçtik. Aldığımız o garip yiyeceği yedim. Ayaklarımız kopacak gibiydi. Duş aldık ve yatakta İtalyan televizyonlarını izledik. Ardından uykumuza geçiş yaptık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder